Bu fiilin TDK. anlamlarını vererek başlamak istiyorum.
1. Bozma işine konu olmak"Pazarlık bozulur, nişan bozulur, makine bozulur, mal bozulur." - B. Felek
2. Yiyecek kokmak, yenilemeyecek duruma gelmek, ekşimek
"Et bozulmuş."
3. Dağılmak, bozguna uğramak
"Hudutta bozulan ordu iki günden beri Serez'den geçiyordu." –
Ö. Seyfettin
4. Taşıt arızalanmak
5. İyi ve değerli niteliğini yitirmek
6. Bir şeye kızmak, içerlemek
"Karısının bu ikinci ihtarı ile biraz bozulan adam salıncaktan atladı." - O. C. Kaygılı
7. Sağlığını yitirip zayıflamak
İnsanın Bozulması yani kalitesini, değerini yitirmesi :
Devlet çalışanları arasında en çok bozulmanın olduğu yerlerden biri hiç kuşkusuz Tapu daireleridir.
Buralarda işe başlayan insanlar baştan herkes gibi normal insanlar olup olaylar neticesinde sonradan bozulmuşlardır.
Önce idealist olarak işe başlarlar. Rüşvet alanları, menfaat sağlayanları yadırgarlar. Peki, sonraları nasıl bozulurlar.
Gayrimenkul alan kişinin işini yaparlar. Ev, arsa, arazi satın alınacaktır.
Bakın şöyle: işi yaptıran kişi büroda işi takip etmektedir. Bu, işi yapana dolaylı bir baskı yapıldığı anlamına gelmektedir. Bu yüzden, İşi yapan kişi daha fazla efor sarf ettiğini düşünür hep. İşi yaptıran da dolaylı olarak baskı yaptığının farkındadır. İşinin aksamamasını, bir an evvel bitmesini beklemektedir. Hele hele işin bitmesine az kala öğle tatili rastlayacak olsa, mesai bitecek olsa sıkıntı basar işi yaptırana. İşin aksamaması, zaman kaybolmaması için gönüllü olarak menfaat verme eğilimindedir.
Bozulmanın ilk başladığı an: İş bitmiş, İşi yapılan kişi memnun olmuştur, çay parası diye örneğin 20,00 TL bırakır. Eski çalışanlar bu paralara alışkındır, hiç tereddüt etmeden hemen alırlar. Yeni işe başlayana bu durum bir garip gelir. Şaşırır bu duruma. Şikayet etme eğilimindedir. Ancak burada yenidir, bu yüzden bunu kolay kolay yapmaz. Aklı ona der ki; şikayet edersen haksız duruma düşürülürsün, karışma sen, bozulan onlar, harama bulaşan onlar. Bu doğrudur da.
Olaylar böyle gider. Bu paralardan çay içilir. Bazen yemeğe götürülür işi yapan/yapanlar. Yemek yenmiş, cebe bir şey girmemiştir. Bazen de zaman olmaz yemek parası bırakılır. O paradan yemek yenir, bir kısmı artar, artan para cebe konmaz. Sonraları geçici olarak cebe konur. Cebe konula konula hesap karışmıştır. Ama hayat devam ediyordur. Hiçbir şey olmamıştır, demek ki haram insanı bozmamıştır! Bu işe taraftar olmayan görevli kişi, gözlemlerine devam eder. Şunu görür: bu menfaatçi kişiler, rüşvetçi kişiler gayet itibarlıdırlar, ziyaretçileri, arayanı-soranları çoktur. Demek ki bu çayları içmekle, bu yemekleri yemekle hiç te bozulmadığını düşünür, muhasebesini epeyce yapar. Üstüme elbise almadım ya, bu paradan eve ekmek götürmedim ya, zaten ben de ona çay söyleyebilirdim, şeklinde düşünerek olayı içselleştirmeye başlar. Ayrıca, bunun bir memnuniyet sonucunda verildiğini, zorla alınmadığını da düşünür. Fakat bozulma başlamıştır. Durdurulması imkânsızdır adeta. Örnek: Bir cam sürahi dolusu su düşünün. İçine zerre kadar mürekkep damlatsak rengi değişir, onu içilecek su gibi görmeyiz. Çünkü bozulmayı gözlerimizle görmekteyiz. Peki bu suya mürekkep değil de, renksiz-kokusuz mikrop koysak; bozuk olduğunu anlamayız, değil mi!.. Suyu berrak, içilesi görürüz.
Para almaya alışan bunu içselleştiren kişi artık bunun bir hak olduğunu düşünür. Şöyle: Zaten ben bir günlük işten fazlasını çalışıyorum, bu bahşişi, bu yemeği hak ediyorum. Bunun bana verilmemesi haksızlıktır, der ve artık istemeye başlar. Tarife koyar. Tarifesi kendine göre vicdanlıdır. Bozulmamış insan olduğunu düşünür.
Bir insanın bozuk olup olmadığını onun bedenine, dış görünüşüne bakarak anlayamayız. Birileri, ben anlarım; insan sarrafıyım dese de, bunun çoğunlukla mümkün olmadığı kesindir. Hatta bozuk olduğunu düşündüğünüz insan çok temiz biri de olabilir. Onun için “Bir insanı tanımak için ya alışveriş etmeli, ya yola gitmeli” demiş atalar.
Cezaevlerinde dersler, konferanslar verdim. Mahkûm ve tutuklularla buralarda sohbetler ettim. Onların deyimi ile içlerinde suçlu kimse yoktu. Hepsi kader mahkumu idi. Bu deyimi suçsuzluk anlamında kullandıklarını gördüm.
Sokakta insanları görürsünüz; hepsi normal insan gibi; değil mi!... Ama kimi manyak, kimi psikopat, kimi hırsızdır, kimi rüşvet alıcı, kimi de vericidir. Bunu bakarak her zaman anlayamayız.
Bozulan insanda onur yoktur. Ama o kendisini onurlu zanneder. Onur gittiği için zengin olsa da mutlu olma şansını kaybetmiştir. Artık her şeye fazlasıyla muhtaçtır. Sevgiye, ilgiye, yeme içmeye, mevkiye muhtaçtır. Kazandıkça, yükseldikçe
doymayacak, tatmin olmayacaktır. Haksızlık yapmaya alışmıştır. Kazanmak için haksızlık yapmaya devam edecektir. Haksızlık yaptıkça, kazandıkça huzursuzluğu artacak, devam edecektir.
Artık uyuşturucu tutkunu gibidir; onursuzluklar devam edecektir. Yemeği beleş yiyecek, hayır işi yaparsa mutlaka duyması gerekenlerin duymasını sağlayacak ki, o hayırdan da menfaat sağlasın.
Ne zamana kadar böyle gidebilir. Yaşlanana, elden ayaktan kesilene kadar. Artık ölümün yaklaştığı gözle görülür, her şeyiyle hissedilir durumdadır.. Geçmiş aklına gelir, onursuz yaşadığını, bozulmuş olduğunu anlamış, pişman olmuştur. Yapacak bir şeyi yoktur. Bir yere, bir şeye sığınması lazımdır. Elli-yüz evi, 3 Milyon Doları vardır, ama mutsuzdur. Çünkü güçsüzdür. Haksız kazandıklarının dünyada kalacağını biliyor, bunların değeri kadar mirasçılarından saygı-sevgi alamıyordur. Mutsuzluk had safhadadır. Yapacak bir şeyi yoktur Bu kişi İslam’dan medet umuyorsa, hacca gidebilir, namaza başlayabilir. Hiç olmazsa bu sayede itibar alacaktır, bunu umar. Yapar da.
Eskiden (20-25 sene önceleri) Bakanlık müfettişleri denetime gittiği yerlerde çay parasını bile mutlaka kendileri öderlerdi. Bu bir prensiptir. Bozulmamak için önemlidir.
Yine 20-25 sene evvel lokantada yemek yiyorum. Bir yüzbaşı bir sivil adamla yemek yedi. Sivil adam hesabı ödemek istiyor. Yüzbaşı “Hayır, ben ödemem lazım” diyor. Sivil ısrarına devam ediyor. Yüzbaşı son noktayı koyuyor. “Biz böyle yetiştirildik, üniformamız üzerimizde ise hesabı biz öderiz”.
Paramızdan altı sıfır atıldığı zaman (01/01/2005) madeni paralar basılmış, bir kuruşlar bile az da olsa kullanımda idi. İzmit’te esnaftan bir dondurma aldım. Fiyatı 2,99 TL. İdi. Satıcı bir kuruşu iade etti. Bu bir prensip meselesi idi. Bu davranış çok hoşuma gitti.
Sevgili dostlar BOZULMAMAK dileğiyle.
Ali GÜRKAN
13/08/2014, Yalova
(Bu makaleyi, daha önceleri bu konularda sohbet ettiğimiz Erkan ÖZDOĞRU arkadaşımın isteği üzerine kaleme aldım.)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder